KARS ve sinema , dizi, film, klip ....

(1/2) > >>

GoGoBaBa:
KARS'ımızda çekilen veya KARS temalı, KARS'ın içinde yer aldığı film, dizi, hatta müzik klipleri, kısacası beyazperde ve sinema ve KARS

En son mesela Mahsun Kırmızı Gül'ün "Güneşi Gördüm" filmi KARS'da çekiliyordu ki , gösterime girdi.

Film hakkında KARS'la ilgili notlar:
Bu filmin çekimlerini ondan ilginç kılan ise çekimlerin bir kaç ilin yanı sıra 5 ayrı ülkede ( Türkiye, Norveç, İsveç, Danimarka ve Bulgaristan'da çekimi yapılan film) tamamlanmış olması. Kars çekimlerin son durağı...

Altan Erkekli'nin film hakkındaki röpörtajından: : Ayak parmaklarım dondu 'Daha kış gelecek' dediler
* Anadolu'da doğan çocukların acıları filmde etkili bir şekilde işleniyor mu?
Evet. Kesinlikle beyazperdeye çok etkili bir şekilde yansıyor. Filmde iyi yürekli bir yüzbaşı var. Mesela; o sürekli köylüye 'Bu çocukları okutun' diyor. Köylü ise 'Nasıl okutayım? En yakın köy 40 kilometre ötede...' diye cevap veriyor. Tam bir trajedi. Orada yaşayan bir delikanlıyla sohbet edip, "Burada hayat geçer mi?" diye sormuştum. "Ağabey ben sekiz sene İstanbul'da, yedi sene İzmir'de çalıştım. Sonra geri döndüm. Meğer burası cennetmiş" dedi. Ama 'cennet' dediği yerde, elini yıkamak için kullanacağı suyu, bidonlarla eve taşıyor. Kış aylarında 2 bin 350 metre yükseklerde en az iki metre kar oluyor. Hastane yok, okul yok, hiçbir şey yok!

Orada (Kars'ta) benim ayak parmaklarım dondu, yanımdaki delikanlı "Bu havada bu kadar üşünür mü ağabey? Daha kış gelecek" diyordu.

Kars'ta bir düzine çocuk onun arkasından "Mahsun Mahsun" diye seslenirken o klip geldi aklıma...

Karslı çocuklar bugüne kadar sadece televizyonda görebildikleri sanatçıyı yanı başlarında bulunca onunla iletişim kurabilme ihtimalinin sevinçli telaşı içindeydiler...''(Basın )

****************

Birde son Altın Kaz Film Festivali'yle sinema dünyasını, Kafkas Kültürleri Festivali ile ilgili okuduğum bir haberi paylaşayım....


En Doğu'daki Paris: KARS




16.02.2009   01:53:08
Kars: Altın Kaz Film Festivali'yle sinema dünyasını, Kafkas Kültürleri Festivali'yle dünya sanatçılarını ağırlıyor. Sinemacıları film çekmek için ba.tan çıkarıyor. Orhan Pamuk'un Karromanı sayesinde entelektüel bir turizm potansiyeli doğdu. Sarıkamış Kayak Merkezi ise Rusları çekiyor... Türkiye'nin en doğusundaki bu kentin gündemi artık çok yoğun..
Türkiye'nin en doğusunda, yılın altıyedi ayı beyaza boyalı bir serhat şehri Kars. Rus hakimiyeti döneminden kalma binaların estetik görünümü eşliğinde yürürken insana bir masal diyarında hissettiren kar; gecekondulu sokaklarda dolaşırken, asılı çamaşırlardan uzanan buz sarkıtlarıyla soğuğun ve yoksulluğun yüzü oluyor...

1930'lu, 40'lı yıllara kadar bu kent, Rusların etkisiyle oluşan modern yaşam tarzı ve sanata dönük yüzüyle tanınıyordu. O yıllarda tiyatrolar revaçtaydı, bale gösterileri izlenir, balolar düzenlenir, buz pateni yapılırdı. Ondan sonra da uzun yıllar 'okuma yazma oranı en yüksek şehir' olarak bilindi Kars. Ta ki 1970'lerde politika işin içine girip, sağ-sol çatışmaları kentteki sosyal yaşamı vurana dek... Ondan sonra beyin ve sermaye göçü başladı. Ve kent gitgide prestijini kaybetti.

Şimdilerde eski modern yüzüne yeniden kavuşmanın derdinde bu şehir. İki kez üst üste seçilen Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, bu 'yeniden dönüşüm'ün mimarlarından. Kentin unutulan sosyal, kültürel ve turistik özelliklerini ortaya çıkarıp, kenti çekim merkezi haline getirmenin peşinde. Bu hedefin en öne çıkan unsuru ise festivaller. 2000 yılından beri her eylül ayında yapılan Kafkas Kültürleri Festivali'ne Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Rusya gibi bölge ülkelerin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden de dans, müzik ve tiyatro grupları, resim ve fotoğraf sergileri geliyor. 2003'ten beri de Gezici Festival'in en önemli ayağı Kars'ta yapılıyor. Hatta 2006'dan beri Gezici Festival kapsamında Uluslararası Altın Kaz Film Yarışması bu kentte düzenleniyor. Festivaller dolayısıyla sinemacıların da şehre ilgisi arttı. Nitekim son zamanlarda Zeki Demirkubuz, Tarık Akan, Mahsun Kırmızıgül gibi isimlerin film çekimleriyle gündeme geldi Kars. Festival ve film çekimi zamanlarında ortalık hareketleniyor, esnafın da yüzü gülüyor.

Her ne kadar son zamanlarda zor şartlar nedeniyle iyice azaldığı söylense de Kars'ın hâlâ en önemli geçim kaynağı hayvancılık. Genele bakıldığında büyük işsizlik oranı halkın belini büküyor. Ama bir yandan da her geçen gün daha çok rağbet gören sanat merkezi, gece kulübü, otelleri, lokantaları ve kafeleriyle halk başka türlü bir yaşam sürmeye alışıyor. Ani Harabeleri, Kars Kalesi, Çıldır Gölü, Taşköprü gibi turistik yerler de daha çok turistin ilgisini çekiyor.

Bir de Nobel'li yazarımız Orhan Pamuk'un Kars'ta geçen Kar romanı var. Bu kitap özellikle Kuzey ülkelerinden yoğun bir entelektüel turizm başlatmış kente. Hatta kentlilerin hazırladığı, rehber niteliğindeki Kars kitabında 'Kar Rotası' adı aldında bir haritaya da yer verilmiş, kitapta geçen yerleri gösteren...

Biz de Kars'ta birkaç gün geçirdik. Edebiyatta, sinemada Kars nasıl işlenmiş diye baktık. Karslı ya da Kars'a tutkun tanınmış isimlerden anılarını dinledik.

Kamer'de yemek Kar's Otel'de Gece

Kars'ta mutlaka uğranması gereken yerlerden biri, kentte etkin rol oynayan kadın kuruluşu Kamer'in lokantası. Burayı derneğin üyesi Arzu Orhangazi işletiyor, ayrıca mutfağında kadınlar çalışıyor. Festival dönemlerinde burası da oldukça hareketleniyor. Arzu Orhangazi, "Kamer olarak amacımız burada yerel yönetimlerle kadınları bir araya getirip interaktif çalışmalar yapmak," diyor.

Konaklamak içinse Kars'ın merkezinde birkaç farklı alternatif var ama eğer belli bir parayı gözden çıkardıysanız size Kar's Otel'i öneririz. 2006'da açılan bu otel Ruslardan kalma bir binanın restore edilmesiyle butik otel yapılmış. Bembeyaz döşenmiş hoş bir restoranı da var ve burası kentte uluslararası mutfağı olan tek yer. Sekiz odalı otelin standart odaları 99, süitleri ise 179 avro.

Kars Tutkunları Anlatıyor

TARIK AKAN "Kars'ın benim için farklı bir yeri var. Bunun iki nedeni insanlar ve mimarisi. Azeri, Kürt, Ermeni gibi toplumlar karışmış ve kültür farklılıklarını kabullenmişler. Mimaride ise Ruslardan kalan yapılar önemli. Bunların önemli bir bölümü korunmuş. Hayvancılığı da Ruslar getirmiş. Benim babam albaydı. Ben bir-iki yaşımdayken gittik Kars'a. 1952'de. İlkokula orada başladım. Bir odada beş sınıf, bir öğretmen vardı. Hâlâ da öyle."

TUNCEL KURTİZ "Kars'a uzun yıllar sonra, 2003'te, Reis Çelik'le İnat Hikâyeleri filmini çekmeye gitttim. Gece dolaşırken, kar altında, bizi tanıyan Karslı gençlerle sohbet ettik. 1945'te Kars'tan Posof'a babam, annem ve kardeşimle at sırtında nasıl gittiğimi anlattım. Babamın Posof'taki kaymakamlığı sırasında tanıdığım Posoşu aşık Müdami'yi anlattım. Çıldır'da filmi çektik. Harikulade insanlar tanıdım. Hepsi de filmde rol aldı. Ve Naif Alibeyoğlu bize kucak açtı. Sonra onları yıllardır Gezici Festival'i düzenleyen Başak Emre, Ahmet Boyacıoğlu'yla tanıştırdım. Önce Kars'a, Gezici Festival'i getirdiler. Sonraki yıllarda festival içinde Uluslararası Altın Kaz Film Yarışması düzenlenmeye başladı."

HASAN BÜLENT KAHRAMAN "Ben Kars'ta doğdum, sekiz yaşıma kadar da orada yaşadım. Annemle babam Azeri kökenli. Sonra Ankara'ya yerleştik. Ve 40 yıl gitmedim Kars'a. İlk kez dört yıl önce, Altın Kaz için, Tuncel Kurtiz sayesinde gittim. O 40 yılda hatıralarımda yaşadı Kars. Bunun en önemli nedeni coğrafyasıdır. Sürekli kar altında olan, derin bir coğrafya... Donmuş Kars Çayı'nın çevresinde babamla gezerdik. Babam 1925 doğumlu, avukattı. O kadar fakir bir kentte öyle bir formasyona sahip olması ilginç. Bunda coğrafyanın ve Ruslardan kalan derin kent kültürünün etkisi olduğunu düşünüyorum. 70'lerde sağ-sol çatışması gibi politik nedenlerle Kars boşaldı. Ama son zamanlarda Kar romanı sayesinde yeniden canlanmaya başladı."

İşsizlik Had Safhada

Kars Kalesi'nin karşısındaki tepeye devasa bir 'İnsanlık Anıtı' yaptıran ve iki dönemdir Belediye Başkanlığını yürüten Naif Alibeyoğlu, toplumsal olaylar açısından Kars'ın, Türkiye'nin en huzurlu kenti olduğunu da söylüyor. Ancak bir yandan işsizliğin yarattığı yoğun göçün olumsuzlukları da var. Zor hava şartları da halkın belini büküyor. Bir ailenin yıllık ortalama yakıt masrafı 3 bin TL.

120 Yıl Yaşadı

Kars'ta, özellikle de Azerilerde çok uzun yaşayan insanlar dikkat çekiyor. Bu, genel olarak Kafkas ırkının bir özelliği olarak yorumlanıyor. Fotoğrafta gördüğünüz Hacı Sakine Koç da, tam yılı bilinmese de 1890'larda, şimdiki Ermenistan sınırlarında kalan Gümrü'de doğmuş. O sıralardaki Bolşevik ayaklanması yüzünden ailesiyle Kars'ın Arpaçay ilçesine yerleşmiş. Dokuz çocuk doğurmuş. Daha sonra ailesiyle göçtüğü İstanbul'da, geçtiğimiz günlerde yaklaşık 120 yaşında vefat etti

Sinema İçin Doğal Bir Plato

Kars'ın sinema için doğal plato olduğu konusunda sinemacılar neredeyse hemfikir. Belediye Başkanı'nın bir sinemasever olması burada film çekmek isteyen yönetmenleri cesaretlendiriyor. Uğur Yücel'in oynadığı Alacakaranlık dizisiyle başlayan sinemacıların akını birkaç yıldır coştu. Zeki Demirkubuz, Kader filminin muhteşem finalini kentin varoş mahallelerinden Üçler'de çekti. Ankara Sinema Derneği genç sinemacılara Kars'ta geçen kısa filmler çektiriyor. Ayrıca Gezici Festival kapsamında her yıl belgesel ve kısa filmler çekiliyor. Önümüzdeki günlerde Kars Deli Deli Olma ve Güneşi Gördüm filmleriyle sinemalarda kendini gösterecek. Şu sıralar uluslararası alanda tozu dumana katan Reha Erdem'in yeni filminin Kars'la ilgili olduğu haberini de verelim.

Gece Hayatı Canlanıyor

Özellikle Kafkas Üniversitesi'nde okuyan gençler ve yine festivaller sayesinde Kars'ta gece hayatı da yavaş yavaş canlanıyor. Gece hayatı denince de herkes Bolero adlı mekânı gösteriyor. Burada üniversite partileri düzenleniyor, festival zamanları ya da özel istek olduğunda dans toplulukları Kafkas dansı gösterileri yapıyor. Film ya da dizi çekmeye gelenler de Bolero'yu set olarak kullanabiliyor. Mekânın işletmecisi Cenk Alibeyoğlu, "Burası genelde hafta sonu canlı oluyor. Bizim 12 kişilik bir türkü grubumuz var. Canlı müzik yapıyorlar. Her yöreden çalıyorlar, Kürt, Azeri, Çerkez müzikleri... DJ'imiz de var ayrıca. Gecenin ilerleyen saatlerinde yerli yabancı popüler müziklere dönüyor," diyor. Gençler genellikle kafelerde buluşuyor, Kars Sanat Merkezi'ndeki etkinlikleri, tiyatro oyunlarını takip ediyor ya da sinemaya gidiyorlar.

Kaz ve Peynir

Kars'ta mutfak kültürü dendiğinde ilk akla gelen kazı ve peynirleri. Sadece buranın ikliminde kurutularak hazırlanan kaz, artık şehirde pek çok yerde yenebiliyor. Kars kazını merak eden İstanbullulara da haberimiz var: Fenerbahçe'deki Misina balık lokantası, 6 Mart'ta ikinci kez Kars kazı haftası düzenliyor. Mantı benzeri hangel, et yemeği piti, kete, erişte aşı, patatesli mercimekli erişte pilavı, pişi ünlü yemeklerinden bazıları...

Kars'ın kaşarı, gravyer peyniri ve çeçil peyniri meşhur. Gerçek Kars kaşarı çiçeğin bol olduğu yaz aylarında, yüksek rakımda iyi beslenmiş hayvanın sütüyle yapılıyor. Gravyerde ise inek sütü altın-bakır karışımlı kazanlarda sekiz saat pişiyor. Bu peynirleri almak için en çok önerilen iki peynirci ise Koçulu Peynircilik ile Latifoğlu Peynircilik.

Yazarların Sevdiği Şehir

Rus edebiyatının en büyük şairi kabul edilen Aleksandr Puşkin'in Kars'ı çok sevdiği biliniyor. Puşkin, Ataol Behramoğlu'nun Türkçeye kazandırdığı Erzurum Yolculuğu kitabında bu şehirle tanışmasını şöyle anlatıyor:

"Kars'a vardık. Kente yaklaşırken bir Rus trompetini duydum. Kalk borusu çalıyordu. Nöbetçi kimlik belgemi alıp komutana götürdü. Yağmur altında yarım saat bekledim. Neden sonra geçmeme izin verildi. Kılavuzuma beni hemen bir hamama götürmesini emrettim. Dik, eğri büğrü sokaklardan geçtik. Kötü Türk kaldırımlarında atların ayağı sürçüyordu. Harap bir evin önünde durduk. Hamam burasıymış. Türk attan inip kapıyı çalmaya başladı. Ses veren olmadı. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu üstüme... Ertesi gün kont Paskeviç'in ordugâhında olacağımı tatlı tatlı düşleyerek uyuyakaldım. Sabahleyin kenti dolaşmaya çıktım... Yarım saat sonra Kars'tan çıkıyordum."

Orhan Pamuk da 28 Şubat darbesine benzer bir siyasal ortamın bir modelini kurduğu Kar romanında mekân olarak Kars'ı seçmiş, burada fotoğrafçı Manuel Çıtak'ın objektifiyle reklamlara ve gazetelere yansıyan pozlarıyla da konuşulmuştu.
Ünlü şair Cemal Süreya ise Kars isimli bir şiir yazarak bu şehre hayranlığını dile getirmişti.

MELİS D. ÇALAPKULU - Sabah


Bu konu başlığı ve yukardaki yazıyı arada sırada besleyelim, eklemeler yapalım. KARS ve BeyazPerde ve Sinema konusunda rastladığımız haberleri ekleyelim. Bakın yukardaki yazıya yazı yazan bir hemşehrim ne güzel yazmış.

Alıntı

Hayri ÖZTÜRK     17:43:00
Kars'ı anlatmak yetmez,Yaşamak gerekir.
Karsta önemli bir söz vardır. İnat Murattır.Kars yıllardır ihmal edilmeye direnmiştir.Ama bu inatı birgün mutlaka Murat almasına sebeb olacaktır.Bundan hiç kuşkum yoktur.



Not: Forumdaki diğer haberleride bu başlık altıunda birşleştirmek gerebilir Site ekibi ve yöneticimiz uygun görürse rastladıkları haberleri bu başlık altında birleştirilebilir.

GoGoBaBa:
Anadolu'nun Kar küresi Kars!.. (SunayAkın)



Ahmet Mithat Efendi'nin Paris'i de anlattığı "Avrupa'da Bir Cevelan" adlı kitabı için Fransızlar "Paris, Paris olalı böyle güzel anlatılmadı" der. Oysa, Ahmet Mithat Efendi bu kitabı yazarken, Paris'i hiç görmemiştir!.. Yazarımızın, Paris yolculuğu ardından kaleme aldığı "Paris'te Bir Türk" kitabı hakkında ise Fransızlar şu yorumu yapar: "Paris, Paris olalı böyle kötü anlatılmadı!.." Fransız Kafka, "Amerika" adlı eserinin ilk sayfasında, New York'a gelen bir geminin güvertesine diktiği okuru, bir elinde bağımsızlık bildirgesi, öbür elinde kılıç tutan Özgürlük Anıtı'nın yanından geçirir! Kılıç mı?.. Özgürlük Anıtı'ndaki kadın yukarıya kaldırdığı sağ elinde kılıç değil, meşale tutmaktadır. Şu işe bakın ki, Kafka da söz konusu ettiğimiz kitabını Amerika'yı görmeden yazmıştır.

Paris'i görüp de, bu kentin güzelliğini anlatan bir şiir yazmayan şair yok gibidir. Nazım Hikmet'ten Melih Cevdet Anday'a, Attila İlhan'dan Bedri Rahmi Eyüboğlu'na kadar birçok şairimizin dizelerinde kafeleri, müzeleri, Eyfel Kulesi ve ışıklı geceleriyle göz kırpar Paris... Öyle ki, Orhan Veli, Paris'te hangi sokağın, hangi sokakla birleştiğini ve köşedeki kafenin adının ne olduğunu söyleyecek kadar iyi bilmektedir Paris'i. Ne var ki, 36 yaşında ölen bu güzel şairimizin gölgesi, hayattayken bir kez olsun düşmemiştir Paris sokaklarına!..

Cemal Süreyya da, Paris'e kapağı attığı ilk günlerde, yeni yazmakta olduğu bir şiiri gezdirir paltosunun ceplerinde. Altlarında sevgililerin öpüştüğü Paris'in köprülerini, dallarında sincapların gezindiği kestane ağaçlarıyla dolu parklarını ve müzisyenlerin şarkı söylerken, önlerinde açık duran çalgı kutularıyla para topladıkları metro koridorlarını dolaşan şiirin adı da şudur: "Kars"!.. Heyhat! Cemal Süreyya Paris'te bu şiiri yazarken, Kars'ı hiç görmemiştir!.. Şairimiz, yaklaşık bir yıl kaldığı Paris'ten ülkesine geri döndüğünde, katıldığı müfettişlik kursunu tamamlar ve kura torbasından, içinde görev yapacağı kentin adının yazılı olduğu küçük bir kağıt parçası çeker; görevli kağıtta yazılı olanı okur: "Kars"!.. Cemal Süreyya, Kars'ta görev yaparken bu kentimizi anlatan bir şiir yazar İki şiiri yan yana getirdiğinde, Kars'ta yazdığını elinden atar ve kitabına Paris'te yazdığını koyar. Aman efendim, buraya kadar gittik geldik Paris ve Kars arasında. Soluklanırken Cemal Süreyya'nın şiirinden birkaç dize okuyalım: Öyle güzel ki ölürüm artık Beyaz uykusuz uzakta Kars çocukların da Kars'ı Ölüleri yağan karda Donmuş gözlerimin arası…

Sahi, siz hiç Kars'ı gördünüz mü? Eğer, yanıtınız "Hayır" ise, çok şey kaybettiğinizi bilin! Hani, Anadolu'daki kimi kentlerin güzelliğini anlatmak için "Doğu'nun Paris'i" derler ya, bence Kars Doğu'nun Paris'i değil, olsa olsa Salzburg'udur; bir tepeye kurulu kalesiyle Kars, bana Mozart'ın kentini anımsattı. Bu yıl ikincisi düzenlenen sanat festivalinde, 13 Ocak Perşembe günü, bir meddah olarak oynadığım sahne gösterisini sundum. Sakın ola ki "Kar, kış, soğukta festival mi olurmuş" demeyin! Her şeyden önce burası Kars!.. Yani, Antalya'nın güneşi, sıcağı ne ise, Kars'ın karı, soğuğu da odur!!! Üstelik, kış mevsiminin karanlığına, zor koşullarına karşı moral olsun diye, bu iklimin egemen olduğu birçok kentte festival düzenlenmektedir. Böylesi koşullarda yaşayan insanlara, "Soğukta sanat festivali mi olurmuş" demek, kış uykusuna yatmalarını beklemektir!.. Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu havanın erken karardığı kış günlerini, sanatla aydınlatmaya kararlı bir insan. Festival boyunca kentte kurulu sanat atölyeleri Karslıların yoğun ilgisiyle karşılaştı; okullarda resim yarışmaları düzenlendi, müziğin birçok alanında konserler verildi, gösteriler yapıldı... Şairi, müzisyeni, ressamı birçok sanatçı, birikimlerini Karslılar ile paylaştı ve en önemlisi, Kars Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerinin konserini dinlediler!.. Evet, Kars'ta bir güzel sanatlar lisesi olduğunu biliyor muydunuz? Kışın beyaz battaniyesiyle örtülü bir kentte, gencecik parmakların dokunuşlarıyla yükselen piyano, keman, gitar sesinin sıcaklığını hiç ama hiç unutmayacağım…

Ataol Behramoğlu ve Nihat Behram... Edebiyatımızın bu iki güçlü kaleminin çocukluğunun geçtiği Kars sokaklarında, onları sevgiyle selamlayarak dolaştım. Kaldığım otel odasının penceresinden, havuzu donmuş bir park görünüyordu ve Karslı çocuklar buz pateni yapıyorlardı. Şarkısına klip çekimi için Kars'ta olan Sezen Aksu yeni ayrılmıştı kentten. Yerel gazeteler, çekim sırasında neler yaşandığını en ince ayrıntısına kadar anlatıyordu: "Çekimlerin devam edeceği Kars Tren Garı'nda ise çekim malzemelerinin kurulduğu alanın üzerindeki çatıdan damlayan sular ilginç görüntüler oluşturdu. Set görevlileri malzemelerinin damlayan suların altında durmak zorunda kaldılar ve bazı bölmelere de kova koydular." Kar kürelerini çok severim; ne zaman bir kar küresi görsem, içine girmek istemişimdir. "Bunu ben de hep düşlerim" diyorsanız, Kars'a gitmelisiniz. Rus mimarisinin izlerini taşıyan ve akşamları üstüne giydiği ışıklı elbisesiyle kış mevsiminin tüm güzelliğini sergileyen kent sokaklarında, bir kar küresinin içinde yaşıyormuş gibi gezinmekten alıkoymayın kendinizi. Gidin ve kışın, Karslı çocukların ellerinde nasıl beyaz bir oyuncağa dönüştüğüne tanık olun. Ben, bu kenti gördükten sonra anladım; kardanadam Kars doğumlu!..

Sunay Akın

bu yazının ardından o KARS şiirinide ekleyim...

Ve işte o Kars'ı görmeden yazılan şiir:

KARS

Öyle güzel ki ölürüm artık
Beyaz uykusuz uzakta
Kars çocukların da Kars�ı
Ölüleri yağan karda
Donmuş gözlerinin arası
Sen küçüğüm sımsıcak
Ne derler ona �bu kızakta
Boyuna türküler yakıyorsun ya
Sanki her türküden sonra
Hohlasan gök buğulanacak
Anla ki her durakta
Yok sınırları aşkın
O iyi yüzlü Tanrı
Beklesin dursun bizi
Kurduğumuz rahat tuzakta
Nasıl olsa yine bir gün
Döneriz bu yollardan geri
Senin bir elinde bir mendil
Diğerinde kuş sesleri...

CEMAL SÜREYA



peki madem daldan dala sıçradık... O zaman şairimizide tanıtalım...


Alıntı

Erzincan'da doğdu.

1954'te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik görevlerinde bulundu; 1965’te ayrıldığı müfettişlik görevine 1971’de yeniden döndü; 1982’de müşavir maliye müfettişliğinden emekli oldu. Ağustos 1960’ta başladığı ve yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini, Haziran 1966-Mayıs 1970 arası 47, 1980-81 arası iki sayı daha çıkardı. 1978’de Kültür Bakanlığı’nda Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyesi olarak da görev yapan Cemal Süreya, emekli olduktan sonra, yayınevlerinde danışman ve ansiklopedilerde düzeltmen olarak çalıştı. Birçok dergide yazıları ve şiirleri yayımlandı; ayrıca Oluşum, Türkiye Yazıları, Maliye Yazıları dergileri ile Saçak dergisinin kültür-sanat bölümünü bir süre yönetti. Politika, Aydınlık, Yeni Ulus ve Yazko Somut gazeteleri ile 2000’e Doğru dergisinde köşe yazıları yazdı.

İlk şiiri “Şarkısı-beyaz”, 8 Ocak 1958'de Mülkiye dergisinde çıktı. Şiirlerindeki şekil, muhteva ve anlatım özellikleri ile İkinci Yeni şiirine katıldı. Bu akımın önde gelen şairlerinden biri oldu. Geleneğe karşı olmasına karşın geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Şahsiyetli bir şiir dili vardır. Canlı halk dilini kullanması, onu okuyucuya yaklaştırır. Üslubundaki mizah ve istihza, ona ayrı bir özellik kazandırmaktadır.

Batı Anadolu'daki Bilecik'e sürgüne gönderilmiş bir Kürt ailesinin çocuğudur; bu kimliğini uzun süre saklar ya da saklamak zorunda kalır. Öyle ki Bazil Nikitin'in Kürtler adlı kitabını çevirdiği halde yayında adının sadece baş harflerini kullanır.

Şairin hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri adressizliktir: 4 kez evlenir, 29 farklı evde oturur.

Ölmeden önce, eşi 'Bayan Nihayet'e bıraktığı 4 Kasım 1989 imza tarihli miras yazısında, 6 madde halinde; iki tane halı, kütüphane, masanın ortasındaki ve yabancıların yarısı, çiçeklerin hepsi, büyük ayna, bütün kitapların telif hakkının yarısı, kendisini ve bütün notlarını eşine bıraktığını belirtmiştir.

Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu. Feyza Perinçek ve Nursel Duruel, şair üzerine bir biyografik inceleme hazırladılar: Cemal Süreya / Şairin Hayatı Şiire Dahil (1995). 1997’de de Cemal Süreya Arşivi yayımlandı.

*cemal süreya pariste, kars için bir şiir yazar. ülkesine döndüğünde maliye müfettişi olarak tesadüfen karsa atanır ve orada da bir kars şiiri yazar. o sıralarda çıkarmak üzere olduğu kitabı için karsta yazdığı kars şiirini yırtıp atar ve karsı görmeden, orayı tanımadan önce pariste yazdığı şiiri koyar yeni kitabına.

*şairin ilk şiiri 8 ocak 1958 de mülkiye dergisinde yayımlanır ve şair 9 ocak 1990 da ölür.


*cemal süreya ve dönemin edebiyatçıları bir araya gelerek futbol oynamaktadırlar. cemal süreyanın yanında bir şiir dosyası vardır. mehmet fuat kalecidir. cemal süreya mehmet fuata yaklaşır ve der ki: senin kalene üç penaltı atar isem elimde ki bu muhteşem şiir dosyasını basacaksın. mehmet fuat elbette basarım lakin sen üç penaltı atamazsın der. cemal süraya penaltıları atar ve yayımlanmasını istediği dosyayı mehmet fuata götürür. ancak mehmet fuat dosyayı yayımlamaz. o dosya ancak iki yıl sonra basılacaktır ve cemal süreyanın muhteşem atfettiği o dosya ahmet arifin gerçekten ‘muhteşem’ olan ‘hasretinden prangalar eskittim’ kitabıdır.

*cemal süreyanın, eiffel kulesini farklı yorumlarla resmeden marc chagallı çok sevdiği söylenir.

*ayrıca bir fötr şapkayı resm ettiği sanılan imzasını dikey çevirdiğinizde, ağzında sigarası ile kendi yüzünün bir karikatürü ile karşılaşırsınız
(sunay akının tespitidir)



elma

şimdi sen çırılçıplak elma yiyorsun
elma da elma ha allahlık
bir yarısı kırmızı bir yarısı yine kırmızı
kuşlar uçuyor üstünde
gökyüzü var üstünde
hatırlanacak olursa tam üç gün önce soyunmuştun
bir duvarın üstünde
bir yandan elma yiyorsun kırmızı
bir yandan sevgililerini sebil ediyorsun sıcak
istanbul'da bir duvar

ben de çıplağım ama elma yemiyorum
benim öyle elmalara karnım tok
ben böyle elmaları çok gördüm ohooo
kuşlar uçuyor üstümde bunlar senin elmanın kuşları
gökyüzü var üstümde bu senin elmandaki gökyüzü
hatırlanacak olursa seninle beraber soyunmuştum
bir kilisenin üstünde
bir yandan çan çalıyorum büyük yaşamaklara
bir yandan yoldan insanlar geçiyor çoğul olarak
duvarda bir kilise
istanbul'da bir duvar duvarda bir kilise
sen çırılçıplak elma yiyorsun
denizin ortasına kadar elma yiyorsun
yüreğimin ortasına kadar elma yiyorsun
bir yanda esaslı kederler içinde gençliğimiz
bir yanda sirkeci'nin tiren dolu kadınları
adettir sadece ağızlarını öptürürler
ayaküstü işlerini görmek yerine

adımın bir harfini atıyorum

****************

GÖÇEBE

Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninden
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber
Ay kana kana batıyor

Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir  otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe'nun resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse Cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum
İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın'da   bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu  olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da
Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu
Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
                                                                          dialektik
Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı  gibi
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren


Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin  üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve dahaelverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası

Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor

Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri

Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri

Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah

Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim egece yatısına çağrılmış
Ve
Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone


Dogustan Karsli:
Emege saygi. Efsane yine esmissin.

Sanatini konustur efsanem

Seni ey güzel vatan
anlatir ancak sanat
yüreginden aski katan
sana germis kanat
Bu deli yürek
ey kahpe felek
haykiriyorum
sen sus
bende susuyorum
ve yor
yor beni
bende seni yoruyorum
dön
dön efsanem, dönki
kanatlasin Sitem
dönkü sanat olsum sitem
ve bilki sana hayranlar var
sana kurbanlar var
ve memleketler var
Diyari Gars
Karlar var simdi eriyor
sensiz
ve bekliyor gel sevgili
bekliyor bahar
ve gel konussun güller yeniden
ucsun bülbüler bahcede acsin kanat
ve suskunlugun bitsin
konussun sanat

degerli dostuma. GoGoBaBa`ya. gülani

GoGoBaBa:
Alıntı sahibi: Dogustan Karsli üzerinde Mart 17, 2009, 12:53:27 ÖÖ

degerli dostuma. GoGoBaBa`ya. gülani


 :halay 8) :halay
yüreğine sağlık... kalemine kuvvet...

Dogustan Karsli:
Bu vatan

Bu vatan sahipsiz degil arkadas
söyle bir etrafina bak
hic görmedigin
bu hakir
o senin hor gördügün devdir

Ve bosver diyip nara attigin
soludugun havan
benimdir
ülkemindir yedigin ekmek
caldigin emek
zanarsin seninidir gercek
bosuna, bosuna heveslenme alcak
seni söker atarim bahcemden
tarihin enkazina
gömerin kazdigin kuyuna
kendi zehirini akitirim suyana

bu vatan sahipsiz degil
bu vatan bizimdir
ya ahenk ver sazina
yada bayragima
egil

gogobabaya gardasima. gülani

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa